31 Temmuz 2015 Cuma

         Ezanın islamdamdaki önemi, Ezan islamın şiarıdır?



                                 

    Mana ve muhtevası bakımından ezan, hem namaz hem de islam için bir çağrıdır. Ezan vasıtasıyla insanlar bir taraftan namaza çağrılırken diğer taraftan islamın üç temel ilkesini oluşturan Allah'ın varlığını ve birliğini, Hazreti muhammedin O'nun elçisi olduğu ve asıl kurtuluşun ahiret mutluluğunda bulunduğu açıklanmış olur. Yerkürenin güneş karşısındaki konumu ve kendi çevresinde dönüşüyle namaz vakitlerinin oluştuğu göz önünde bulundurulursa müslümanların bulunduğu her noktada gün de beş defa okunan ezanın kesintisiz devam ettiği, bu ilahi mesajın günün her anında yeryüzünden yükseldiği anlaşılır.

26 Temmuz 2015 Pazar

                                        Ay'ın Yörüngesi 



                           


      ''Ay'a gelince, biz onun için de bir takım uğrak yerleri takdir ettik;sonunda o , eski bir hurma dalı gibi döndü(döner).Ne güneşin aya erişip-yetişmesi gerekir,ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi.Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir.''(Yasin suresi,39-40). Ay yörüngesinde seyrederken dünyanın bazen önüne bazen de arkasına geçer.Aynı zamanda dünya ile birlikte güneşin etrafında da döndüğünde uzay da sürekli ''S''harfi benzeri bir yörünge çizer.Ayı uzaydaki bu yörüngesinin şekli,kurumuş hurma ağacı dalına oldukça benzemektedir.

       Ay dünyanın etrafında saatte 3659 km gibi büyükbi hızla hareket eder.Ay,ancak bu yüksek hızı nedeniyle dünyanın kuvvetli çeki gücünden korunabilmektedir.Ay,hızının daha yavaş olması halinde dünyaya çarpabilecek, daha hızlı olması durumunda ise uzaya savrulacaktı. Ayın büyüklüğü ve dönüş hızı dünyayı etkilemekte ve gel-git dediğimiz olaya sebep olmaktadır.Ayın çekim kuvvetinin biraz daha fazla olması halinde dünyanın büyük bölümü bir anda sular altında kalabilirdi.

21 Temmuz 2015 Salı

  Evlerin ziyaret adabı nasıl olmalı? Evleri ziyaret adabı nedir?

                      


                           evlerinin ziyaret adabı ile ilgili görsel sonucu


  Evlere ve odalara girerken usule riayet etmek gerekir. Cahiliye devrinde evlere hücum edilircesine  girilirdi.ziyaretçi eve girer ve girdikten sonra da girdim, diye seslenirdi. Çok defa ev sahibinin, ailesiyle onları başkasının görmesinin doğru olmayacağı bir halde, kadın veya erkeğin avret yerlerinin açık olduğu olurdu. Bu hal üzüntü verip gönülleri yaraladığı gibi evleri emniyet ve huzurdan yoksun bırakırdı. Ayrıca gözler, tahrik edici yerlere takıldığı zaman nefisleride tehlikeye sürüklerdi.

    İşte bu sebepten dolayı yüce Allah, müslümanları yüksek bir adab-ı muaşeretle, görgü kurallarıyla terbiye etmiştir. Evlere girmeden izin isteme adabı ve ev halkına güven verip onlardan kuşkuyu gidermek için evvela selam verme adabını getirmiştir. Aynı şekilde ergenlik çağına erişmemiş  çocuklarla hzmetçilerin , başkalarının odasına girerken izin almaları yolunda eğiltilmeleriyle ev içindeki  uyuma görgü ve nezaket getirilmiştir...


20 Temmuz 2015 Pazartesi

Anadoluyu kim müslümanlaştırdı? Anadolu nasıl müslümanlaştı?Anadoluyu Dervişler mi müslümanlaştırdı?




                  



   Peygamberimizin, Bizansın lideri  Heraklius'a gönderdiği mektupla, Müslümanlar, Anadoluyla ilk kez irtibat kurmakla kalmamış, bizzat efendimiz tarafından bu çoğrafi bölgenin de islamlaştırılması  gerektiği ortaya konulmuştur. Gerek bu idealin hayata geçirilmesi , gerekse dünyayı kasıp kavuran moğol istilasının tazyikiyle ecdadımız, Anadoluyu kendileri için yeni vatan seçmişler, büyük topluluklar halinde gelerek buraya yerleşmişlerdir.

    Kolonizatör dervişler diye nitelenen bu tpluluklar, yerleştikleri bölgelerin imarı yanında,gerek önceki hristiyan unsurları, gerekse bu göçlerle meydana gelen kitleleri  islam potasında yoğurmuşlardır. Yine onlar,bunlar arasında islam kardeşliğinin,kültür ve irfanının geliştirilmesinde,islamın müesseseleşmesinde kalıcı bir hale gelmesinde;sosyal bünyenin kaynaştırılıp bir sevgi medeniyetinin oluşturulmasında büyük roller üstlenmiştir.




    

     

17 Temmuz 2015 Cuma

                     Dağların Depremi Engellemesi


                          

  ''o, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır.Bunu görmektesiniz.Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi..''(lokman Süresi,10)

    ''Biz yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık?''( Nebe süresi,6-7)

    Jeolojinin dağlar hakkında söyledikleri yukarıda verdiğimiz ayetlerle tam bir paralellik içindedir. Dağların özelliklerinden biri yeryüzündeki  büyük yer tabakasını birbirine bağlamasıdır. Bu özellikleriyle dağlar tahtaları birarada tutan çivilere benzetilmektedir.Bunun yanında dağların yer kabuğunda yaptığı basınç, dünyanın merkezindeki mağma hareketlerinin etkisinin yeryüzüne ulaşarak yerkabuğunu parçalamasına engel olurlar

16 Temmuz 2015 Perşembe

                   Kırmızı Lahana'nın Faydaları Nelerdir?





           Kırmızı lahanayı sofranızdan eksik etmeyin


    Bağışıklık sistemini güçlendiren yiyeceklerden birisi de kırmızı lahanadır. Bu sebze genellikle salata yapımında kullanılır. C vitamini ve bol miktarda sülfür içermektedir. Balgam söktürücüdür. Ayrıca uzmanlar, içinde bulunan U vitaminin, bağırsak kanserine karşı tedavi gücünü olabileceğini dile getirmektedir.

     Kırmızı lahananın faydaları

  • Balgam söktürücüdür ve hazmettirici özelliğide vardır.
  • İyi bir yara iyileştiricisi ve ağrı keseci olarakta kullanılır.
  • Lahananın tohumu mide kurtu öldürücü ve idrar sökücüdür.
  • Yaralı bölgeye ve şişmiş olan ayaklara da yaprakları ezilerek sürülürse faydasını göreceksiniz,
  • İçerdiği kimyasallar nedeniyle vücudun hastalıklara karşı direncini artırır.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

                                       Şerbet Nedir ?



                               


   Şerbet, meyve suyu ile şeker karıştırılarak yapılan bir içecektir. Şerbet, ya doğrudan doğruya meyve suyuna şeker katılarak ya da kaynatılmış meyvelerden elde edilen şurubtan yapılır. Şerbetle şurup arasındaki başlıca fark şerbetin çok sulu, şurubun da koyu olmasıdır. Geleneklerimiz arasında misafir ağırlamakta şerbetin önemli bir yeri vardır. Çeşitli meyve sularından yapılan bu şerbetlerin içine tarcın, nane, zencefil gibi hoş kokulu baharatlar da eklenerek eşsiz lezzetler elde edilir. Şerbet çeşitli meyve sularından yapılır. En sevilenleri koruktan yapılan koruk şerbeti ile nar, vişne, kızılcık şerbetleridir.

     Bugün çeşitli meyve suları şerbetin yerini aldığından evlerde yapımı çok azalmıştır. Şerbet, yazın sıcak günlerinde çok sevilen bir içecektir. Bol vitaminli olması bakımından aynı zamanda besleyicidir.

                            Güneşden Gelen Vitamin



                          


D vitamini gıdalardan alınamayan tek vitamindir. Bu nedenle bebeklere 0- 2 yaş döneminde damla olarak verilir. Kemiklerin sağlıklı gelişimi için D vitamini çok önemlidir.Uzmanlar tarafından da önerilir.Günde en az 1- 2 saat güneşlenmek vücut için çok faydalıdır. D vitaminin en büyük sağlayıcısı ise güneş ışınları ve enerjisidir. Bu nedenle çocuklarımız ve kendimiz için bol bol güneşlenmek çok önemlidir. Yaz aylarında da güneşe çıkma saatleri olarak, ikindi vakitlerini seçmeliyiz.Çünkü uzmanlar yaz aylarında saat 11'den 4'e kadar güneş ışınlarının insan vücuduna zararlıdır. Bu saatlerde çıkılmaması uzmanlar tarafından önerilir.Kış aylarında ise, güneşin en bol olduğu öğle vaktidir.Bu vakitlerde de güneşten faydalana biliriz.

           Güneş Işınlarının Faydaları

  • Canlıların yaşamasını sağlar
  • Mikropları öldürür,
  • Bulaşıcı hastalıklara karşı vücut direncini artırır,
  • Sebze ve meyveleri geliştirip olgunlaştırır,
  • Kemiklerimizin gelişip büyümesini sağlar.

14 Temmuz 2015 Salı

                                    Oku Emrinin Manası



                                      


   Kuran-ı kerim oku emri ile başlar; birden fazla farklı okuma kavramı kullanarak okumanın farklı versiyonlarına ve sonuçta kamil anlamda okumayı yönlendirir. Kuran kıraat kökünü kullanarak, anlayarak anlamayarak her çeşit okumayı dikkat çeker.Ardından tilavet kavramını kullanarak özellikle anlayarak okumaya, ardından tertil kavramı ile en ileri derecede hakkını vererek, anlayarak ve yaşayarak okumayı vurgu yapar.

     Buna göre dünya ve ahirette yükselmek için okumak gerekir. Kura'nın hedeflediği kamil bir okumak için okuduğunu doğru anlamak ve yaşamak gerekir.Bunun için ise derinlemesine düşünmek okuyup anladıklarını özümsemek hazmedip harekete dönüştürmek lazımdır.Resulullah şöyle buyuruyor:''Kuranı okuyup geriğini yerine getiren kimseye ahirett şöyle denir:'Oku ve yüksel;dünyada nasıl ağır ağır okuduysan öyle oku. Çümkü senin makamın, okuyacağın en son ayetin yanıdır.

                       Yemeğe Tuz İle Başlamak



                        


Bildiğiniz gibi yemeğe tuz ile başlamak Peygamberimiz güzel sünnetlerindendir.Peki neden tuz? Aç karnına ufak bir miktar tuz yendiğinde, beyin tarafından mideye bir uyarı gönderilir.Bu; ''Yemek geliyor ,hazırlan !''uyarısıdır. Uyarıyı alan mide anında bazı bazı asit ve salgılar salgılamaya başlar bu salgılar sayesinde midede mukus denilen ve hazmı kolaylaştırıcı bir tabaka oluşur.Böylece midenin sindirime hazırlıksız  yakalanması önlenmiş olur...

    Yemeğe tuz ile başlayıp tuz ile bitirmek tıbben de çok faydalı olduğunu söylüyor uzmanlar. Sadece tuz ile çıkan salgı olduğunu, bu salgını çok önemli olduğu ve yemeğe tuz ile başlayıp bitirilince , yemek bu iki salgı arasında kalıp daha kolay hazmedildiği uzmanlar tarafından belirtirmiştir.Gıdalar tam hazmedilmezse istenmeyen sonuçlara ve hastalıklara neden olabilir.

   Yemeğe tuz ile başlamakla ile ilgili hadis-i şerifler;

 '' Ya Ali, yemeğe tuz ile başla!'' ( Şi'ratul islam)

  ''Yemeğe tuz ile başlamak ve bitirmek 70 hastalığa şifadır''

13 Temmuz 2015 Pazartesi

                                       Zühd Nedir?

                                      



          Zühdün tarifi hakkında selef-i salihin çok farklı şeyler söylemişlerdir. Her bir tarif, kişinin yaşadığı manevi zevke, hale ve müşahede ettiği derecelere göre farklılık arz etmektedir. İslami kavramlar hakkında açıklamalarda bulunanlar çoğunlukla manevi zevk ve hallere göre söz söylemişlerdir. Bazıları zühdü bir lokma bir hırka ile yetinip dünyayı bütünüyle kalpten söküp atmak olarak tarif ederlerken, Süfyan Sevri gibi büyük zatlar zühdü basit şeyler yiyip, basit elbiseler giymekten daha ziyade hakkın rızasına göre programlanmış ve tul-i emellere kapalı kalabilmiş bir kalbin ameli olarak görmüşlerdir.

       Bu duruma göre gerçek zühdün 3 özelliği vardır: Dünya adına elde edilen şeylerden sevinç duymama ve kaybedilen şeylerden ötürü de üzülmeme; övülünce sevilmeme, yerilincede üzülmeme; hakka kulluk ve onunla halveti her şey tercih etme durumuna alimlerce zühd denir..

12 Temmuz 2015 Pazar

                            Gebelik de Düşük İhtimali Nedir?


              


      Erken gebelik kanamaları ve düşükler sık karşılaştığımız ve en çokta merak edilen problemler arasındadır. Transvajinal (vajına boyunca) USG, serum b-HCG ve progesteron düzeylerine bakılarak fizyolojik kanama ektopik (dış) gebelik, trofoblastik hastalık ayrımını yapmak ve kesin tanı koymak mümkündür. Düşüklerin tedavisinde cerrahi seçeneğin yanı sıra duruma göre tıbbi tedavi veya izleyici  tedavi uygulanır.
Tanım: Gebeliğin ilk 20 haftası için de, 500 gramdan az veya fetüs ve eklerin tamamının veya bir kısmının uterus kavitesi dışında atılması olayına  abartus (düşük) denir. İlk 12 hafta için de oluşan düşükler erken düşük, 13 ile 20 haftalar arası oluşanlarda geç abartus (düşük) adım alır. Düşüklerin çeşitli aşamalarını ifade etmek amacıyla çeşitli terimler kullanılmaktadır. Onlardan da bahsetmek gerekirse;
            Gebelikte  Düşük Çeşitleri
Düşük Tehdidi: 20 Haftanın altındaki gebelikler de, vajinal kanama olmasıdır. Anne adaylarının yaklaşık % 30- 40 gebeliklerin de düşük tehdidi yaşamaktadır.
 Durdurulamayan Düşük: Gebelik kaybının gerçekleşme üzere olduğu, serviksin açık olduğu durumdur. Kanama fazladır ve şiddetli kasık ağrısı mevcuttur o kişide.
  Tam Olmayan Düşük:  Gebelik ürünlerinin bir kısmının dışarı atıldığı durumdur. Bebek düşmüştür ve fakat uterus içerisinde plasente ve zarlar kalmıştır.
 Tamamlanmış Düşük: Gebeliğe ait tüm dokuların dışarı atıldığı durumdur. Ağrı ve kanama azalmıştır, bebek düşmüştür.
 Bozulmuş Gebelik: Embriyonun canlılığının kaybetmesine rağmen olayın bir kanama ve abartus (düşük) ile sonuçlanmasıdır.
                  Düşük Sıklığı
Klinik olarak tanınan gebeliklerin % 10 ile 12’si kaybedilir. Bir başka deyişle hamile kalan her 4 ile 6 kadından birisi o hamileliğin de düşük olayı yaşayacaktır. Düşüklerin % 80’inden fazlası ilk trimestor için de   yani ilk 13 haftada meydana gelir. Risk ilk 8 haftada en yüksek değerdedir.

     

11 Temmuz 2015 Cumartesi

          İstanbulun İlk Camisi Neresidir Biliyor Musunuz?




                     

 Arap camii olarak bilinen cami, İstanbulun en eski, Galata semtinin en büyük camisidir. Emevi kumandalarından Mesleme Bin Abdülmelik İstanbul'u fethetmek için geldi,ordusunda sahabe evlatları da vardı.Mesleme Bin Abdülmelik Galata'yı fethetmiş ,burada 717 senelerinde camiyi yaptırmıştır.

    Mesleme Bin Abdülmelik Çanakkale'den büyük bir orduyla geçerek Gelibolu'ya sonra da  Edirne üzerinden İstanbul'a geldi.Galata'yı ele geçirerek burada yedi sene kaldı.Çok sıkıntı ve hastalık çektikten sonra buraya Kahır köyü ismini verdiler.şimdi bu semte Karaköy denilmektedir.Muhyiddin Bin Arabi Hazretleri Mesleme'nin İstanbul seferini uzun uun anlatmaktadır.Mesleme bu bölgeden çekilince Rumlar camiyi kiliseye çevirdiler.lV.Murad Han zamanına kadar böyle kaldı.1637'de eski yeri keşfolundu,Sultan Mahmud 'un annesi Saliha Sultan cami olarak burayı 1735'te yeniledi,burası Selatin cami özelliği kazandı...  

                     Bebekler Nasıl Emzirilir Biliyor Musunuz?

                                                                                         
                                   



 Meme bakımı yapıldıktan sonra anne, bebeği emzireceği meme tarafında ki kol üzerine almalıdır. Memenin başı işaret ve başparmağı ile sıkılarak çıkartılır.
    Bebek, sadece meme ucunu değil çevresindeki esmer renkli bölgenin tamamını ağzına almalıdır. Bu bölge iki parmak arasında sıkıştırılarak bebeğin ağzına verilmelidir. Bebeğin emme halinde ağız hareketleriyle süt, süt kanallarından meme başına gelir. Bebek, meme başı ve çevresindeki areolayı ağzına alarak dili ve damağı arasında sıkıştırır ve bir vakum oluşturur. Böylece ağrı hissi duyulmadan memeden sütü emer.
     Meme, başparmakla üstten burun yolu açık tutulacak şekilde kavranarak, bebeğin emme sırasın da rahat nefes alması sağlanır. Diğer dört parmakla ise alttan tutularak meme biraz yukarı kaldırılır ve annenin göğüs kafesine doğru hafifçe bastırılır. Bu tutuş süt kanallarını sıkıştırarak sütün dışarı akmasını kolaylaştırır. Emme işleminden sonra annenin memesi tekrar aynı yöntemle silinir ve kuru bir gazlı bezle kapatılır. Emzirme sonun da bebeğin yüzü annenin omzuna gelecek şekilde tutulur ve sırtına hafif masaj yapılır. Bu şekilde gaz çıkarmasına yardım edebilir. Bebek her emzirme sonun da yüzükoyun veya yan yatırılmalıdır. Çünkü böyle yaparsa hem bebek açısından rahat etmesini sağlar hem de anneyi rahatsız etmez.
        Emzirme Adedi ve Verilme Süresi
·        Bebekler ilk birkaç gün isteklerine göre emzirilirler ve her ağlayışında beslenebilirler. Sıkı bir program uygulamak her iki taraf için de uygun değildir. Bebek doyana kadar emzirilmelidir. Yoksa huysuzluk eder. İlk günlerde özellikle küçük ve zayıf bebekler çabuk yorulurlar.
·       Emme süresi bebekten bebeğe göre değişebilir. Ortalama olarak her iki meme 20- 30 dakika emzirilmelidir. Zamanla bebek güçlenip daha iyi ve kuvvetli bir şekilde emirilir.

    Ispanağın Demir Bakımımdan zengin Olduğunu  Biliyor                                           Musunuz?


                                         

                                          

Ünlü bir cizgi film sayesinde hepimiz  ıspanağın demir bakımından çok zengin olduğuna inandırıldık. Oysa gerçek çok farklıydı. Ispanak demir bakımından engin olmadığı gibi vücuttaki demiri dışarıya atan bir madde içeriyordu.Söylediklerimi yanlış anlaşılmasına;ıspanak yemekte elbette bir sakınca yok ama demir için ıspanak yemek yanlıştır. Demir bakımında zengin meyve ve zebzeler şunlardır: Enginar ,fasulye,nohut,üzüm,ve yeşil yapraklı sebzeler...

   Ispanağın Faydaları

      • vücudun dayanaklığını artırır ve vücuda kuvvet verir.
      • Zihni kuvvetlendirir.
      •  Yaşlılığı giderir, insanın genç kalmasını sağlar.
      •  Ispanağın kansızlığa iyi geldiği söylenir.
      • Demir açısından da vücudun demir ihtiyacını karşılar.
      •  Kalp ve damar hastalıkları konusunda da çok faydalıdır.
      •  Soğuk algınlığı, ağız, boğaz ve göğüs hastalıklarında da faydalıdır.
      •  Yaşlılığa bağlı görme sorununa da iyi geldiği söylenir.
    •   Ispanak Nasıl Kullanılır?
    • Ispanak salata ve çorbalara katılacağı gibi ıspanak yemeğide yapılır.
    • Ispanığın suyunu kaunatıp kaynatıp içmek vücudun direncini artırır ve vücuda fayda sağlar.
    •  Ispanak cilt bakımında da faydalı bir ottur.
    • Ispanak kaynatılmış süte bastırılıp yüze maske yapılır..

10 Temmuz 2015 Cuma

            Dil İltihabı Nedir?, Nasıl Oluşur, Belirtileri Nelerdir?


                         
                                Dil iltihabı, tıbbi adıyla glossit adı verilen ve dil üzerin de farklı nedenlerden dolayı ortaya çıkan ve tüm ağız çevresinde görülen iltihaplanma sonucu oluşan bir hastalıktı dil ihtihaplanması.
    Dil İltihaplanması’nın Belirtileri Nelerdir ?
   Dil iltihabının belirtilerini aşağıda belirttiğimizde ve sizde de bu belirtiler görülüyorsa demek ki dil iltihabı olmuşsunuz. Dil iltihabını şöyle sıralarsak:
·       Dil de kızarmalar meydana gelir,
·       Dil de pullanma meydana gelir,
·       Dil üzerin de zamanla beyazlanma olur, bu onun iltihaplanmış olduğunun göstergesidir.
İltihaptan dolayı dil de yanma olur,
·       Dili hareket etmede zorluk çekilmesi,
·       Dilin çevresin de ülserleşmenin görülmesinin,
·       Dilin üzerinde kabarcıklarının oluşması şeklinde belirtiler görülür.
  Bu belirtiler sizde de görülüyorsa diliniz iltihaplanmıştır. Bu belirtilerin hepsinin gözükmesine gerek yoktur. Sadece birkaçının da gözükmesi bu hastalık için yeterlidir.
      Dil İltihabının Tedavisi Nasıl Olur ?
 Öncelikle hastalığının nedenini öğrenmek ve sağlık kuruluşlarına gidip hekimlerin görüşünü almakta fayda vardır. Teşhisi konulduktan sonra tedaviye hemen başlanmalıdır. Özellikle ağız ve diş sağlığımıza önem vermek ve dişlerimizi düzenli olarak fırçalamakta gerekir ki dilimiz de iltihaplanma olmasın. Tuzlu su ile de ağzımız da gargara yaparak ağız çevresinde ki bakterilerin yok olmasına ve ağzımızın da temiz olmasına yarar sağlar. Mutlaka sigara ve alkollü içeceklerden uzak durulması gerekir ve ağzımız da çürük diş varsa da hemen çekilmesi gerekir.
  Dil İltihaplanmasının Nedenleri Nelerdir ?
  Aslın da dil iltihaplanması için birçok sebep sayabiliriz. Bunlardan en önemlisi sigara ve alkol kullanılmasıdır. Bu ikisinden mutlaka uzak durulması gerekir. Baharatlı yiyeceklerden, gazlı içeceklerden, fazla soğuk ve fazla sıcak yiyeceklerin tüketilmesi ve vitamin eksikliği de dil iltihaplanmasına sebep olur.

      Zatürre Hastalığı Nedir,Nasıl Oluşur Ve Belirtileri Nelerdir ?


                   
 Zatürre, Türkiye’de ölüme sebep olan, ölüm oranı yüksek olan ve hastalıklar arasında 5. Sırada olan, enfeksiyona bağlı ölümler arasında 1. Sırada olan zatürre hastalığından, diğer hastalıklar da olduğu gibi buna da erken teşhis konulmasıyla bu hastalıktan kurtulabilinir.
   Zatürre, ciğerlerimiz de yani (akciğer ve  karaciğer) meydana gelen iltihaplanma  sonucu oluşan ve tedavi edilmemesinden de büyük sonuçlar doğuran çok ciddi bir hastalıktır. Tıbbi olarak pnömoni olarak adlandırılan bu hastalık; virüs, bakteri, mikro ve parazitlerin akciğere yerleşmesi sonucu zamanla kendisini geliştirir. Zatürre, Türkiye’de ölüme sebep verdiğinden 5. Sırada yer alırken, enfeksiyona bağlı olarak da 1. Sırada yer alan bir hastalıktır. Zatürreye yakalanan birin de ölüm oranı % 5 ‘tir. Ve bu rakamı hiç hafife almamak lazım çünkü ciddi bir hastalıktır.
           Zatüreden Korunma Yolları ?
Zatüreden nasıl korunuruz sorusuna, öncelikle zatürre aşısı olarak bilinen  pnömokok aşısıdır. Bu aşı, karaciğere bulaşan bakteri ve parazitleri karşı çok etkili bir seçenektir. Yani her yaş grubuna kullanabiliriz diye bir mana da çıkaramayız. Pnömokok aşısı, zatürre hastalığına yol açtığı bilinen 23 mikrobun ve bakterinin yol olmasın da etkili ve güvenilir bir aşıdır. Uzmanlar tarafından önerilen bir aşı olmakla kalmayıp, 23 mikroorganizma da etkilidir.
        Zatürede Aşı Etkilidir ?
 Kalp hastası olanlar, kronik karaciğer rahatsızlığı çekenler, Bağışıklık sistemi zayıf olanlar, kronik böbrek yetmezliği çekenler ve zatürreye kapılan kimseler için pnömokok aşısı uzmanlar tarafından önerilir. Pnömokok aşısı bu gibi hastalılra karşı etkili bir aşıdır. Aşılanma sreci kişiden kişiye farklılık gösteren bir durudur. Mutlaka doktorlar gözetiminde ve tavsiyesine uygun bir şekilde yapılmalıdır. Yoksa çok kötü sonuçlar doğurur.

              Selahaddin Eyyubiyi Tanıyor Musunuz ?



                 

     Haçlılara karşı mücadelesiyle tanınan islam kahramanı, Eyyubiler hanedanının kurucusu ve ilk hükümdardır.1138'de Tikritte doğdu.1170,1173 yıllarında Küdüs Haçlı krallığına karşı seferlere çıktı.Selahaddin bir yandan devleti dağılmaktan kurtarmak,Ortadoğu'da İslam birliğini sağlamak için uğraşırken bir yandan da haçlılarla müetmek zorunda kalmıştır.  

      Selahaddin Eyyubi, Hittin denilen yerde haçlılarla yaptığı meydan meydan savaşında büyük bir zafer kazandı. Haçlı ordusu imha edildi,bir kısmı esir alındı. Selahaddin,haçlılarla antlaşma yaptıktan sonra kısa bir süre sonra Dımeşk'da vefat etti. Bu tarihte mısır,libya,yemen,filistin,suriye ile malatya ve  Ahlata kadar doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ve Hemedana kadar Kuzey Irakta onun adına hutbe okunuyordu.Zamanını ya ilim ya cihat veya devlet işleriyle geçirirdi. Kuranı ezberlemiş ve iyi bir eğitim görmüştü. Arapça, Türkçe, Farsça ve Kürtçe biliyordu.

9 Temmuz 2015 Perşembe

               Melisa Otunun Faydasını Biliyor Musunuz?

                       

   Halk arasında oğul otu olarak bilinen melisa limonumsu hoş bir kokuya sahiptir. Sinirleri yatıştırıcı özelliğiyle bilinen otun hazmı kolaylaştırma ve bağırsak gazlarını giderme özelliği vardır. Kalbi ve hafızayı kuvvetlendirmektedir. Bir bardak fincana 2- 3 damla melisa yağı damlatıp içilirse ülser şikayetlerni giderme özelliği vardır.

         Melisa Otunun Faydaları?

  • Sinirleri yatıştırıcı etkisi ve baş ağrısını gidermede melisa otu önerilir.
  • Migreni olan kişiler için de faydalıdır, uykusuzluk çeken, başı fena ağrıyan ve sara ve kriz gibi hastalıklarda da melisa otu önerilir.
  • İnsana ferahlık vererek depresyon riskini en aza kadar indirecek özelliği vardır.
  • Huzursuzluk çeken ve içi sıkılan kişilerde de faydalı olduğu söylenir.
  • Yüksek tansiyonu olan kişilere öenerilir, çünkü tansiyonu düşürücü özelliği vardır. Kan şekeri yüksek olanlarının da melisa otu çayını tüketmeleri önerilir.
  • Hıç kırılığı keser ve soğuk algınlığın da çok faydalı bir ottur.
   Arap hekimler sayesinde avrupada da yayılan bu ot, zamanla değişik tıbbi tedavilerde yaygın biçimde orta çağ boyunca arap hekimler sayesinde bütün avrupada kullanılmıştır.

8 Temmuz 2015 Çarşamba

                  Aidsin Ne Olduğunu Biliyor Musunuz?
                         
    Türkçe karşılığı; edinsel bağışıklık sendromu olan AİDS, HIV adındaki bakterinin neden olduğu kan yoluyla ya da  cinsel temasla bulaşan bir hastalıktır AİDS. Bu yollarla bulaşan virüs, bağışıklık  sistemimizin bu hastalığa karşı göstereceği direnci etkisiz hale getirir. Bu virüsün vücudumuza girmesiyle bağışıklık sistemimize çok büyük bir zarar vererek ve hastalıklara karşı da direnç gösteremeyecek kadar zayıf düşeriz. En ufak bir soğuk algınlığına da düşme ihtimalimiz yüksek olur. Hem kadında hem de erkekte de görülen AİDS, her yaş kategorisinde de görülme olasılığı vardır. Vücuda giren bu virüs etkisini hemen göstermez, zaman içerisinde etkisini gösterir. Ayrıca, bu virüsün vücuda girdiğine dair herhangi bir belirtisi yoktur, yani gizli ve etkili bir virüstür. Ancak tahliller sonucu böyle bir virüsün vücuda girmesini tespit edebiliriz. Çok uzun bir süre sonra yani 10- 12 yıl sonra böyle bir virüsün vücudumuz da olduğunu tespit edebiliriz. Bu zamana kadar virüsü taşıyan kişi başkalarına da bulaştıra bilir. Ayrıva şunu da belirtmekte fayda var: AİDS virüsünü taşıyan kişiler ölümle burun burunadır.
   İlk olarak ABD de ortaya çıkan bu ölümcül virüs, ülkemize ise 1985 yılında gelmiştir. Ülkemiz de Sağlık Bakanlığının verilerine göre bu hastalığa yakalanan kişi sayısı 1300 kişi olduğu tespit edilmiştir. En çok sosyal ilişkilerin yüksek olduğu yani büyük şehirler de; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya da sık görülür. Bunun en büyük sebebi başta büyük şehir olması ve sorumsuzca, korunmasızca ve bilinçsizce yapılan cinsel ilişkilerdir. Bu virüsü yakalanma oranı bayanlar da erkeklere göre daha yüksektir. Ülkemiz de özellikle heteroseksüel erkeklerde çok daha fazla görülse de homoseksüel ve biseksüel erkekler, madde bağımlısı kişiler ve hemofili hastalarında da diğerlerine göre bi hayli daha fazla görülür. Bir grup hasta kişilerde ise bu durumun nedeni tam olarak bilinmemektedir.
       AİDS Virüsü Nasıl Bulaşır ?
     AİDS virüsü 3 yolla insan vücuduna bulaşır:
·       Kanında ya da vücudun da bu virüsü taşıyan kişi karşı cinsle girdiği  normal, anal ve oral … vb şekilde cinsel ilişkiye girmesi sonucu, sağlıklı ve korumasız olan kişiye HIV virüsü cinsel yolla bulaşmıştır.
·       Hamile olan veya HIV virüsünü taşıyan anne bebeğine, ya gebe hali ile bulaştırır ya da doğum esnasında bulaştırır.
·        Son olarak da AİDS’li veya  HIV virüsüne sahip kişilerin başkalarına kan vererek ya da organ nakli yaparak da bulaşabilen bir hastalıktır AİDS.
           AİDS’İN Belirtileri Nelerdir ?
    AİDSİN vücuda girmesiyle yaklaşık olarak 10 – 12 yıl sonra etkisini gösterdiğini daha önce söylemiştik. Vücuda bulaşan AİDS virüsü özellikle bağışıklık sistemine büyük oran da zarar vermekle kalmayı, en ufak bir hastalığa da yakalanma olasılığını artırıyor. Vücuda girmesiyle başta kan hücrelerine zarar vermesiyle kalmayıp onların yok olmasına da neden oluyor. Kan hücrelerinin yok olmasıyla vücudun savunma mekanizması da zarar gördüğünden hastalığa yakalanma ihtimalide artıyor.
·        Ateşin birden yükselmesi ve halsizliğin olması,
·       İştahsızlık ve kilo kaybına da neden olması,
·       Vücudun bazı bölgelerinde görülen uçuk ya da uzun süreli yaraların oluşması,
·       Akciğer hastalıkların ve  geceleri sürekli terlemenin görülmesi,
·       İshal ve öksürüğünün de sıkça görülmesi.
·       Lenf bezlerinin de büyümesinin olması gerekir.
   Bu hastalıkların hepsinin görülmesi gerekmez. Birkaçının da görülmesi bu hastalık için yeterlidir. Yukarı da saydığımız bu belirtilerin olması sonucu doktora gidip tedavi olunması gerekir.